24 Şubat 2009 Salı

28 şubat vicdan mahkemesi


DARBEYE KARŞI 70 MİLYON ADIM KOALİSYONU
28 Şubat Vicdan Mahkemesi


Taksim Square Hotel

15.00 - 18.00

28 Şubat Vicdan Mahkemesi Başkanı: Fatma Benli
Mahkeme Heyeti: Nihal Bengisu Karaca, Mutlu Tömbekici, Yıldıray Oğur, Rojin, Sibel Uzun, Zeynep Tanbay, Gökşen Şahin, Cansu Vardan
Açılış Konuşmaları
Fethiye Çetin – 12 Eylül Vicdan Mahkemesi Başkanı
Ali Bayramoğlu

İddianamenin okunması: Av. Cüneyt Toraman

Tanıklar: Salim Uslu, Cengiz Çandar, Nurettin Şirin, Tarık Tufan, Muhammet Emin Özkan, Kamil Uğur Yaralı, Yıldız Ramazanoğlu, Atilla Dede, Akın Birdal, Ufuk Telör, Hakan Tahmaz, Volkan Akyıldırım, Reşat Petek, Neslihan Akbulut, Ayhan Ongan, Gülsüm Önal, Medine Bircan (Canlandırma)

Kararın açıklanması

Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu kimdir?
Çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin ve bireylerin oluşturduğu ‘Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu’, 21 Haziran 2008’de İstanbul’da, 26 Temmuz 2008’de Ankara’da darbeye karşı mitingler düzenledi. Koalisyon 12 Eylül’de düzenlediği Vicdan Mahkmesi ile darbecileri vicdanlarda mahkum etti. 28 Ocak Çarşamba “Ergenekon Çetesinden Davacıyız” forumunu ve 31 Ocak’ta “Ergenekon Çetesinden Davacıyız” eylemini düzenledi. Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu darbe yıldönümlerinde Vicdan Mahkemeleri düzenleyemeye devam edecek.

70milyonadimkoalisyonu@gmail.com

23 Şubat 2009 Pazartesi

bir tek dileğim var, mutlu ol erbil | yıldıray oğur


ERBİL
Uçakta yanımda oturan yaşlı kadının ısrarlı ikramlarından anladım güzel bir yere gittiğimi.

Peki, gittiğim bu güzel yerin adı neydi?..

Rivayetler muhtelifti.

Irak’ın kuzeyinden bir yerlerden yola çıkıp Kuzey Irak’a gitmenin anlamsızlığını uçak daha havadayken keşfetmem çok zor olmadı.

Buranın aslında Irak bile olmadığını anlamak için ise Saddam döneminden kalma Irak bayrağının burada gördüğü üvey evlat muamelesini görmek gerekti.

Erbil’de bulunan her müsait ya da münasebetsiz yere ortasında sarı bir güneş olan kırmızı-yeşil-beyaz Kürdistan bayrağı asılmış. Türkiye’den buraya sadece çubuk kraker değil, o dev bayrak gönderlerinden de ithal edilmiş anlaşılan. Ama “Türkiye’de birlik ve beraberliğimize kast edenlere karşı” dikilen o gönderler, burada “Irak’ın birlik ve beraberliğine kastetmiş” Kürdistan bayraklarını taşıyor.

Aslında Erbil’in her yerinden yükselen “Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” melodilerine, tek kelime Türkçe bilmeyip “Kurtlar Vadisi ne zaman başlayacak” diye soran insan sayısının, “Türkiye Erbil’e ne zaman konsolosluk açacak” diye soranların birkaç kat üstünde olduğuna bakınca buraya Kuzey Irak yerine Güney Türkiye demenin daha doğru bile olacağını düşünüyorsunuz.

Ama sakın “Kuzey Iraklılık”tan yeni yeni kurtulmaya çalışan Kürtlere bunu söylemeyin. Onların mutlu olması için bizden tek bir dileği var: Bu güzel yerin adının Kürdistan olduğunu kabul etmemiz. Zor değil; 100 kez söyleyince alışıyorsunuz.

Bu arada çaktırmadan bu şehrin adının Erbil olduğunu söylediğime de bakmayın. O konuda da rivayet muhtelif. Kürtler için burası Hewlêr. Ama anladığım kadarıyla buraya Erbil denmesine bir Hint milliyetçisinin Mumbai yerine Bombay denmesine kızdığı kadar kızmıyorlar. Bu daha çok Tunceli-Dersim problematiğine benziyor. Amed-Diyarbakır da olabilir.

Erbil (kızmadıklarına göre) hakkındaki rivayet bile kabul etmeyen en çıplak gerçek şüphesiz şehirdeki Barzani hâkimiyeti. Şehrin en güzel yerine yerleşmiş Barzani ailesini ortalıklarda dolaşırken gören kimseyle tanışmadım. Ama Mesut Barzani ve babası Mustafa Barzani her yere asılan resimleriyle 24 saat Kürtleri izlemekte. Bu resimlerden en ilginci havaalanındaki arama noktasına asılmış Barzani’yi üstü aranırken gösteren resim.

Ama, “Barzani’yi bile arıyoruz sana ne oluyor” gibi bir mesaja Erbillilerin ihtiyacı var mı, doğrusu bilemiyor insan. Çünkü yola ayak bastığınızda bile arabaların yavaşlayıp yol verdiği bir yerden bahsediyoruz. 10 yıldır sadece üç kez hırsızlık vakası olmuş. Şehri birlikte gezdiğimiz Abdülmelik Fırat’ın torunu Diyar’ın dikkatini çekince fark ettim: Sokaklarda önünde dolar desteleri öylece oturan satıcılar var. Onların rahatlıkları sizi bile endişelendiriyor. Dükkânlar bez bir örtü gerilerek kapatılıyor. Bindiğimiz taksinin şoförü iki-üç kelime bile etmememize rağmen yabancı olduğumuzu fark edince bizden para almak istemedi, sonra da zorla uzattığımız üç doları beğenmedi. Havaalanından bindiğim Hello Taxi’nin (dünyanın en lüks taksileri Erbil’de) şoförü 20 dolar yerine 50 dolar verdiğimi fark edince gecenin bir vakti otelime kadar geldi.

Yani dünya gerçekliğinden kopuk insanlar Erbilliler. Fazla iyiler.

Ama Erbil, tam tersine hızla ve büyük bir iştahla o dünyanın tüm gerçekleriyle tanışıyor. Artan petrol gelirleriyle şehrin her yerinde inşaatlar yükseliyor. Yeni ve geniş yollar yapılmış. Çok ucuz olan arabaların pek çoğunun daha koltuk poşetleri bile çıkarılmamış.

Erbil’in tanıştığı dünyanın başka türlü gerçekleri de var. Havaalanından itibaren her yerde karşınıza çıkan Bangladeşli genç işçiler o gerçeklerin en acıklı olanlarından biri. “Erbil’in Kürtleri Bangladeşliler” dersem yeterince açıklayıcı olur herhalde.

Uzak diyarlardan Bangladeşli genç işçilerin bile gelip keşfettiği Erbil’i, kuzey komşu Türkiye’nin entelektüellerinin keşfetmesi Abant Platformu’nun Erbil toplantısına kısmet oldu. Ancak son gün oturumlarına yetişebildiğim toplantıyı tarihî yapan da zaten hararetli oturumlarda neler konuşulduğundan çok bu keşif ve karşılaşmaydı.

Bir zamanlar buradaki insanların Türkiye’deki muhatapları Necati Özgenler, Hasan Kundakçılar olmuştu. Bu toplantıyla onların yerini Murat Belgeler, Altan Tanlar, Etyen Mahçupyanlar, Ali Bulaçlar, Bejan Maturlar aldı. Herhalde esas mesele de buydu.

Tuzlu meyve suyunu bugüne kadar keşfetmemiş olmak ise bizim ayıbımız olsun.

Hemen “olur mu” demeyin. Çok güzel oluyor. Hadi, biraz cesaret...
taraf, 19 şubat '09
.

xece | metin&kemal kahraman



eré Xece, tı je asma
gılé koude tıputeynara
bé, anya bé dusté mı
roşt béro na çhımé mı

Xece… Xece… Xece

Xece yena-sona heni dür vındena
je kıle kuta zeré mı, deznena

eré Xece, to remnon
asme ke vejiya, bé peé bon
heni qayte çhımé mı meke
xo darde kon, ax xo kison

kılame: kemal kahraman
qeyde : metin kahraman

türkçesi;

hey Xece sen aysın
dağların doruklarında yapayalnızsın
gel, gel şöyle karşıma
ışığın gözlerime dolsun

Xece... Xece... Xece

Xece gelir-gider, öyle uzak durur
alev gibi düşmüş içime, acıtır

hey Xece, seni kaçıracağım
ay doğunca evin arkasına gel
öyle bakma gözlerime
asarım kendimi, öldürürüm
.

20 Şubat 2009 Cuma

19 Şubat 2009 Perşembe

istanbul valiliği, özgür-der'in kapatılması için dava açtı.

özgür-der'in açıklaması:
İslami Kimliğimiz ve Düşüncelerimiz Suç Kabul Ediliyor!
İstanbul Valiliği Özgür-Der'in Kapatılmasını Talep Ediyor!
19 Şubat 2009
Özgür-Der Genel Merkezi'nin yaşadığımız ülkede bir asra yaklaşan uzun bir zaman diliminde karşılaştığımız haksızlıklara itaat etmeme çağrısı İstanbul Valiliği'nin savcılığa suç duyurusunda bulunması ve Özgür-Der'in feshedilmesini talep etmesiyle karşılık buldu.
7 Kasım 2008 tarihinde Özgür-Der Genel Merkezi, şubeleri ve bazı kardeş kuruluşlar tarafından imza edilip kamuoyuna deklare edilen "İnancımızın ve Kimliğimizin Aşağılandığı; Resmi İdeolojinin Dayatıldığı Törenlere Tavır Alalım!" başlıklı bildiri ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı'nın emri ile İstanbul Valiliği önce İl Özel Denetim Ekipleri tarafından bir denetim gerçekleştirdi. Özgür-Der'in söz konusu bildirisine imza veren şubeler ve diğer dernek ve vakıflarda bu süreçte İçişleri Bakanlığı'nın emriyle teftişe tabi tutuldu. Özel Denetim Ekipleri ile dernek merkezinde yaptığımız görüşmeden elde edilen izlenimler rapora "düşünce polislerinin niyet okuma operasyonları" olarak suçlamalara destek şeklinde mahkemeye intikal ettirilmiş. Ardından da Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na dernekler kanunundaki bazı maddelere istinaden "Anayasa ve kanunlarla açıkça yasaklanan amaçları veya konusu suç teşkil eden fiilleri gerçekleştirmek amacıyla kurulamaz!" hükmü gereğince Özgür-Der'in kapatılmasını talep ediyor. Ancak Valilik makamı tarafından kaleme alınan suç duyurusunda Özgür-Der'in sadece kanuna değil aynı zamanda ahlaka da aykırı hareket ettiği iddiası yer almakta.
İstanbul Valiliği'nin, Özgür-Der'in amacı dışına çıkarak vatandaşı ayrımcılığa, kutuplaşmaya ve bölücülüğe sevk etmekte olduğu iddiası ile ahlaka aykırılık iddiasını bir araya getirince hem komiklik hem de büyük bir çirkinlik kendini göstermektedir. Ayrımcılık, kutuplaşma ve bölücülüğü esas alan ve üstelik hangi görüş ve inanca sahip olursa olsun resmi tören adı altında yediden yetmişe bütün bir topluma ilkel ve akıldışı saçmalıkları zorla, zorbalıkla dayatmak değil de bu zulümlere karşı çıkmak nasıl olur da suç ve ahlaka aykırılık sayılır?
Bizler Özgür-Der olarak düşünce ve inanç özgürlüğünü bu kadar pervasızca çiğneyen kanunların ve zihniyetin değiştirilmesini talep ediyoruz. Mülki İdare ise inanç ve ifade özgürlüğünü çiğneyen bu kanunları değiştirmek yerine bütün bir ülkeyi resmi ideoloji standartlarında düşünen, inanan ve yaşayan bir robotlar toplumu haline getirmekteki ısrarını sürdürüyor. Bu otoriter ve totaliter siyasetin adalet ve özgürlükleri savunan bir dernek hakkında kapatma davası açmış olması mülki idarenin adalet ve özgürlükler konusundaki düşmanca tutumunu ve yerini net olarak göstermektedir. İnsan iradesini hiçe sayan ve kapıkulu vatandaş hedefini eksiksiz bir biçimde tesis etmek için kanunlardan güç almaya çalışan mülki idarenin, sadece özgürlüklerimizi değil en temel yaşam haklarımızı da yok etmeye yönelik tehlikeli faaliyetler yürüttüğünü, yazdığı ihbar raporundan dahi takip etmek mümkündür. Özgür-Der, Haksöz ve İlkav'a ait internet sitelerinde haberlerin yanı sıra bir suçlu izler gibi yorumları da takibe alan Valilik, İl Özel Denetim Ekipleri ile İl Emniyet Müdürlüğü'nü de harekete geçirmiş. Böylece internet sitelerinde görüşlerini beyan edenlerin de duygu, düşünce ve ifade özgürlüklerinin üzerine kapkara bir gölge düşürülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek halka rağmen vaz edilen kanunlarla gerekse mevcut kanunları da hiçe sayarak oluşturulan darbelerle bireyi ve toplumu hiçe sayan, insanları iradesiz bir kukla durumuna düşüren geleneğini terk etmelidir. Devlet, bireye ve topluma inanç ve ibadet biçimi dayatmayı, bütün bir toplumu ulus devlet potasında eritmek ve tornadan çıkmış gibi tek tip hale getirmeye, anne-babalarının iradesine rağmen çocuklara ve gençlere ideoloji yüklemeye bir an önce son vermelidir. İstanbul Valiliği'nin suç duyurusu üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Genel Başkanımız Hülya Şekerci'nin ifadesine başvuruldu ve derneğimiz hakkında Asliye Hukuk Mahkemesinde kapatma davası açıldı.
Devlet Tanrısı'na, Resmi İdeoloji İlahı'na inanmıyoruz ve bu tip akıldışı, çirkin dayatmalara itaat etmeyeceğiz. İlkel ya da modern hiçbir totemist ritüele tabi olmayacağız. Bizleri Alemlerin Rabbi olan Allah yarattı, O yaşatıyor, O öldürecek, muhakkak ki tekrar diriltip O hesaba çekecek. Kulluğumuz ancak O'nadır. İnancımızı ve kimliğimizi aşağılayan tören ve yasaklara karşı tavır almaya ve insan onuruna yaraşır bir hukuk düzenini tesis edinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
Özgür-Der

grup yorum konseri

28 şubat: türkiye'de bir parti olarak ordu | durde!

» 28 şubat öncesi militarizm?
» 28 şubat sürecinde ne yönde evrildi?
» bugün ergenekon davasıyla birlikte ne durumda?
konuşmacı
• ömer laçiner [birikim dergisi genel yayın yönetmeni]
tarih: 24 şubat salı
saat: 19.00
yer: karakedi kültür merkezi
adres: istiklal caddesi, bekar sokak, no: 16/2, beyoğlu - istanbul
tel: 249 17 76
toplantı herkesin katılımına açıktır...
...